Photobucket Photobucket

Search

Find me on...

“Ben bir hayırsever ya da mesih değilim bayan.Sadece inandığım şeyler için savaşıyorum” demişti Ernesto ‘Che’ Guevara annesine yazdığı 15 Temmuz 1956 tarihli mektubunda. Ama kendine daima bir kurtarıcı arayan insanoğlunun elinde onun istediği şeye dönüşmekten kurtulamadı. Artık Che, bir saat, bir votka şişesi ya da bir tişört…Yapmak yerine yapılmışı göstermekle yetinen ve asla yeteri kadar inanca sahip olmayan bir kuşağın oyuncağı. Bunu kanıtlamak içinse tek bir örnek vermek yeterli: Guerrilero Heroico…

Ünlü Kübalı fotoğrafçı Alberto Korda’nın ‘Kahraman Gerilla’ anlamına gelen bu fotoğrafı 2008 yılında  ‘Korda’nın objektifinden Che: Bir Portrenin Devrimle Başlayıp İkonla Biten Öyküsü’ adlı bir sergiye de konu olmuştu. Sergi dünyanın her yerinde devrimin simgesi olarak kullanılan ve yıllar içinde bir tüketim nesnesi haline gelen fotoğrafın üzerinden devrimcilikten ikonluğa geçiş yapan Che’yi sorguluyordu. Serginin küratörü Trisha Ziff’e göre Korda’nın söz konusu fotoğrafının bu kadar beğenilmesinin nedeni Che’nin ‘İsavari’ duruşunu vurgulamasıydı. Sergi insanoğlunun yüzlerce yıllık mesih arayışının simgesi olan bu fotoğrafın kullanıldığı afiş, film, ses, giysi ve eşyaları bir araya getiriyordu. Daha önce İngiltere’deki Victoria ve Albert Müzesi’nin yanı sıra ABD, İtalya, İspanya, Hollanda ve Portekiz’in önde gelen müzelerinde sanatseverlerle buluşan bu sergiyi görenlerin aklına ise hep aynı soru takılıyordu elbette: Bir fotoğrafın bu kadar çok şeyi değiştirebilmesinin nedenlerini Korda’nın fotografik yeteneklerinde mi aramak lazım yoksa onun doğru zamanda doğru yerde olabilme şansında mı? Yoksa tüm olan biteni ‘Times are changing…’ mottosuyla açıklamak mümkün müydü?

Elbette Kübalı bir demiryolu işçisinin çocuğu olarak Havana’da dünyaya gelen Alberto Diaz Korda ‘kadınlarla tanışmak için’ fotoğrafçılığa başladığında görüntüleyeceği anlardan birinin kendisini 20. yüzyılın en önemli fotoğrafının yaratıcısı haline getireceğini bilmiyordu. Ünlü Küba’lı model Natalia Menendez ile evlendiğinde mesleğiyle ilgili kurduğu tüm hayallerin gerçek olduğunu sanmıştı. Ama fotoğrafçılık mesleği ona beklediğinden fazlasını getirdi. Korda’nın Revolucion adlı gazetede çalışırken Leica makinesiyle çektiği Che Guevara fotoğrafı 20. yüzyılın devrim simgelerinden biri olarak efsaneleşti. ‘Guerrilero Heroico / Kahraman Gerilla’ adlı bu fotoğraf inanılmaz derecede popülerleşerek devrimin simgesi haline geldi. İşin kötü yanı ise fotoğrafın popülerliği arttıkça Che’nin bir cenaze merasiminde çekilen bu görüntüsünün önce dolaylı yollardan sonra da doğrudan farklı şekillerde algılanmaya başlamasıydı. Kitleleri onların zaaflarıyla vurmayı çok iyi bilen reklamcılar fotoğrafı akla hayale gelmeyecek şekillerde kullandılar. Ve böylece Che’nin ‘Guerrillero Heroico’ adlı bu fotoğrafı bizzat Che’nin inançlarıyla ters düşen bir meta haline geldi.

Alberto Diaz Korda bu fotoğrafı 5 Mart 1960 yılında devrim karşıtı bir terörist atak sonucu ölen 136 Küba’lının cenazesi sırasında çekmişti. Aynı cenaze töreninde ünlü yazar Jean – Paul Sartre ve Simon de Beauvoir da vardı. Cenaze merasiminde Fidel Castro çok bilinen uzun konuşmalarından birini yaptı. Che ise son derece üzgündü ve cenazeye katılmak için gelen kalabalığı selamlamak için sadece bir an kürsüde göründü. Bu saniyelik çıkışı Korda iki fotoğrafla belgeleyebildi. İşte o fotoğraflardan biri ‘Guerrilero Heroico’ydu. Fotoğrafın değeri uzun süre anlaşılamadı. Hatta kayda değer ve kriterlere uygun bulunmadığı için gazetelerde bile yayınlanmadı. Korda’da fotoğrafı stüdyosunun duvarına astı. Fotoğrafın kaderi ise 1967 yılında ünlü fotoğrafçının kapısının elinde Küba hükümetinden bir tavsiye mektubuyla bir yabancı tarafından çalınmasıyla değişti. Mektup ünlü fotoğrafçıya Küba’lı yoldaşlarından geliyor ve adama iyi bir Che fotoğrafı vermesini rica ediyordu. Korda duvardaki Che resmini göstererek ‘Bu çektiğim en iyi Che fotoğrafı’ dedi ve olanlar oldu. Yabancı fotoğrafın iki kopyasını alıp alamayacağını sordu Korda’dan olumlu yanıt alınca da parasını vermek istedi. Adam ne de olsa bir yoldaş, devrimin sağduyulu bir destekçisiydi. Paraya ne gerek vardı ki!
Korda elbette para istemedi ve adam da iki kopyasını aldığı fotoğrafla birlikte gitti. Korda bilmiyordu ama bu yabancı ünlü İtalyan yayıncı Giangiacomo Feltrinelli’ydi. Tanınmış bir komünistti ayrıca Boris Pasternak’ın Dr Jivago romanının el yazmalarını Sovyetler’de bulup Avrupa’ya getirtmiş ve bu sayede zengin de olmuştu. Yani bir ‘yoldaş’ olarak parayla ilişkisi fazlasıyla derindi. Korda fotoğraftan yıllarca para alamadı Bir süre sonra Che Bolivya’da öldürüldü ve dönemin hızının ve politik görüşlerin yoğunluğunun da etkisiyle Feltrinelli’nin poster olarak bastığı fotoğraf peynir ekmek gibi satılmaya başladı. Yayıncı fotoğrafdan kazandığı parayla ufak çapta bir servet edindi ama Korda’ya hiçbir şey göndermedi. Korda bu konuda itirazda da bulunamadı çünkü Küba henüz sanat yapıtlarının haklarının korunmasına dair imzalanan Berne Convention’a dahil olmamıştı.


1997 yılında Küba Fidel Castro’nun saçmalık olarak gördüğü bu oluşuma imza attığında ise iş işten geçmişti. O dönem sualtı fotoğrafçılığına merak salan Korda’da konuyla ilgilenmedi. Ta ki 2000 yılında ünlü votka markası Smirnoff fotoğrafı reklamlarında kullanana kadar. O güne kadar sesini çıkarmamış olan Korda hemen şirkete dava açtı ve şöyle bir açıklama yaptı :”Che Guevara’nın uğrunda öldüğü görüşleri destekleyen biri olarak, bu fotoğrafın onun anısını yaşatmaya ve dünyadaki sosyal adaleti sağlamaya çalışanların kullanmasına karşı değilim. Fakat alkol gibi ticari nesnelerin reklamını yapmak için Che’nin şöhretini kullananların karşısındayım”.

Sonunda Korda açtığı davayı kazandı ve buradan aldığı 50 bin doları da “Eğer Che yaşasaydı o da aynısını yapardı” diyerek Küba Sağlık Sistemi’ne bağışladı. Ama fotoğrafın hikayesi hala devam ediyor. Edecek de… Çünkü mesihlerin akıl almaz renklere boyanarak pazarlandığı 21. yüzyılda yaşıyoruz. Ve her birimiz hayatlarımızı o mesihlerden biri olabilmek umuduyla çarkın dişlileri arasına gönül rahatlığıyla koymaktan rahatsızlık duymuyoruz. Yapılacak fazla da bir şey yok doğrusu… ***Çünkü ‘daldan düşmesi için olgunlaşmasını beklediğimiz elma’ ağacı sallamayı akıl edemediğimiz için çoktan pazar tezgahlarına düştü bile… Ona ulaşmak için önce bedelini ödememiz gerekiyor ‘pazarcıya’…

**”The revolution is not an apple that falls when it is ripe. You have to make it fall.” -E.C.Guevara

Loading posts...