Photobucket Photobucket

Search

Find me on...

Soul Kitchen, Fatih Akın’ın uzun zamandır çekmeyi düşündüğü bir film aslında. Ama bugüne kadar yüzlerce röportajda dillendirildiği halde çekilememesinin tek nedeni var: kader! Akın’ın filminin ana cümlesi olarak John Lennon’ın ‘Life is what happens to you while you are busy making other plans’ cümlesini kullanması bu yüzden filmin hikayesinin gidişatını anlatmaktan öte bir anlam da taşıyor. Çünkü Fatih Akın eğer Duvara Karşı ile Altın Ayı almayıp uluslararası arenada tanınan bir isim haline gelmemiş olmasaydı Soul Kitchen’ı o zamanın yönetmen ve yazar birikimiyle belki de bambaşka bir şekilde çekmiş olacaktı.

“Bir gecede uluslararası bir yönetmen olmuştum. Üzerimde büyük bir beklenti vardı. Hemen İstanbul Hatırası için 14 sayfalık bir sinopsis yazıp finanse ettik. O bizim kiralarımızı ödedi” diyor Akın bir röportajında ödül sonrası yaşadıklarını anlatırken. Ama Soul Kitchen’ın yerini ‘İstanbul Hatırası’nın alması ikincisinin birincisinden daha kolay çekilir ve düşük bütçeli bir iş olmasından kaynaklanmıyor. Soul Kitchen’ın ötelenmesinin en önemli nedeni ‘auteur’ olarak tanınmaya başlamış bir yönetmen için basit hatta çok hafif bir hikaye olarak görülmesi. Zaten Akın’da bunu inkar da etmiyor. Kendisiyle ilgili çekilen ‘Bir Film Yolcusunun Güncesi/ Tagesbuch Eines Filmreisenden’ belgeselinde söylediği sözler bunun en önemli kanıtı: “İyi’yi önemli, ciddi ya da siyasi kelimeleriyle tanımlarım”.

O zaman insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: 2007 yılında ‘iyi’yi bu sözcüklerle tanımlayan Fatih Akın’ı iki yıl sonra Soul Kitchen’ı çekmeye yönlendiren şey neydi? Hikaye sıkıntısı mı, rahatlama isteği mi yoksa üzerindeki baskılara başkaldırma arzusu mu? Belki hepsi belki de hiçbiri…Bunun yanıtını en iyi kendisi verebilir. Ama Soul Kitchen’ın gişede ve festivallerde kazandığı başarılar, başkaldıran her çocuğun bekleyeceği ödüller de değil doğrusu…Gişede kazandığı başarının bana göre sebebini bir önceki yazıda anlatmıştım. Ama sektörün içinden insanların tepkilerini açıklamak biraz zor. Venedik Film Festivali’nde jüri özel ödülü alan film için başkan Ang Lee’nin ‘Bu ödülü Fatih’e cesaretinden ötürü verdik’ demesi hayli manidar. Çünkü dünyanın neresinde olursa olsun sinema sektörü hiçbir zaman cesur olanı ‘anında’ ödüllendirmemiştir. Burada ise devreye çok önemli ve hepimizi ilgilendiren bir başka soru giriyor: Çağımızda başarı kazanabilmek için iyi olmak yerine belirli isimler ve kurumlar tarafından onaylanmak mı gerekiyor?

Elbette burada Akın’ın yeteneği ve yaptığı işlere bakarak bir değerlendirme yapmaktan çok onun ortaya çıkardığı örnek üzerinden giderek başarı kavramını irdelemek önemli. Çünkü Akın’ın aşağıdaki sözleri artık iyi olanın ne olduğu konusunda yapılan değerlendirmelerde kantarın topuzunun iyice kaçtığının kanıtı: “ Bu hikayeyi çok uzun süre ciddiye almadım. Başarımın kölesi olmuştum. Cannes’da da ödül kazanınca, ne yapacağım dedim. Canım bu filmi çekmek istiyordu, ama entelektüel eleştirmenleri şaşırtabilirdim bu konuyla… Yaşamın Kıyısında’yı çekerken vefat eden ortağım Andreas Thiel bana “İstediğini yap ve kim ne diyecek diye bakma. Dürüst davranırsan her şey iyi olur” demişti. Onun sözü benim için bir hayat dersi oldu.”

Bu sözler gösteriyor ki günümüzde artık en özgür olması gereken ‘sanatçı’ bile özgür değil. İyi ve farklı bir şey yapan ya görmezden geliniyor ya da başarılı sayılıp sistemin içine dahil edilerek eli kolu bağlanıyor. Şirketlerin, kurumların, önemli isimlerin, festivallerin, yarışmaların, eleştirmenlerin bize belirlediği alanlar dahilinde üretebiliyoruz ancak. Ve bundan şikayet etmemek için hep daha fazla çalışarak ruhumuzdaki açığı kapatmaya çalışıyoruz. Fatih Akın’ın da yaptığı gibi ‘cemiyetin’ onaylamadığı bir şey yaparken doğru olduğuna inansak da ellerimiz titriyor. Yani artık sanatçılar birbirlerinden değil ‘egemenlerin’ gösterdiği yoldan giderek derdini anlatabiliyor. Bunu aşabilen ve kendi yolunda giden isimler elbette var. Ama bunların sayısı o kadar az ki, arkadan gelen pek çok insanın cesaret toplamasına yeterli olmuyor. O yüzden, bu yönlendirme çağında, hangi sebeple olursa olsun beklentiler yerine kendi isteklerini öne çıkarmak bir keyif değil zorunluluk olmalı. Tıpkı Fatih Akın’ın Soul Kitchen’da yaptığı gibi. Yapılan ne olursa olsun insanın tek kıstası kendisi olmalı. Kendiyle yarışmalı ve kendine karşı oynamalı. Hayal kırıklığına uğrayacağını bilse de. Son sözü bu yüzden William Faulkner’ın söylemesi gerekiyor: “Hepimiz mükemmeli yaratma hayali peşinde hayal kırıklığına uğradık. Yani, bizleri, imkansızı parlak bir şekilde becerememeyi teme alarak değerlendiriyorum. Bence yazdıklarımı tekrar yazsam, eminim daha iyi yazardım. Bu bir sanatçı için en sağlıklı yaklaşımdır. Onun için sürekli yazar, tekrar dener, her seferinde bu kez mükemmeli bulacağını düşünür. Elbette bulamaz çünkü yaptığı kafasındaki hayale uyduğu anda boğazını kesip mükemmeliyetçiliğin kulesinden atlayıp intihar etmekten başka bir şey kalmaz elinde.”

Notes

  1. searchyoursoul posted this

Loading posts...